Fahri KAYAHAN'ın Edebi Yönü

FAHRİ KAYAHAN’IN EDEBİ YÖNÜ

    Malatya’lı Fahri Kayahan sadece bir müzik icracısı değil, aynı zama senaryo ve söz yazarıdır da. Önemli Senaryoları; Şirvan ile Abuzer, Ezo gelin, Sarı Kordela, Sadakat, Bülbül, Sokak Rakkasesi, Gümüş Kırbaç, Öldüren Yumruk, Halkalı Küpe, Perçemli Aslan ve Yıldızlardan gelen Dilber’dir. Fahri Kayahan, Sarı Kordela’da hayatını senaryolaştırmıştır.


Senaryoları kızı Süeda Demirsoy’dadır. Celal Yalvaç beyde de örnekleri mevcut olup; senaryolarından bazıları filme alınmıştır.

Fahri, şarkı sözlerini ve senaryolarını geleneksellikten kendisine ulaşan kültür birikimi ile yetişme tarzından gelen özellikleri harmanlayarak yazmıştır. Sözlerde, sevdiği eşi Fahriye’nin ölüm olayının, Malatya’dan tamburunu alarak gurbet ellere çıkmasının ve çektiği çilelerin etkisi görülmektedir.

İsterseniz Fahri Kayahan’ın “Sarı Kordela “ isimli senaryosunu kendi anlatımı ile raptedelim.


SARI KORDELA

    “Bugün kasaba fevkalâde günlerinden birini yaşıyordu. Halk türküleri koro heyeti halk kulübü salonlarında ilk konserini verecekti. Kasabanın münevver ve sanatsever ailelerinden davetli olanlar semt semt bu konsere taşınıyorlardı...

    Zehra’nın evi. Zehra annesi Hatice ile konsere gidip gitmeme münakaşası yapmaktadırlar.
(Bir evin terası yahut bir bahçenin duvarı,çardağı)

Zehra – Fahri davetiyeyi getirdiği gün söz verdin anne. Bugün gitmezsek fena olur. Bak bütün Malatya oraya akın ediyor.
    (Sokakta gençlerin, halkın, çocukların yürüyüşü)

Hatice- Teyzenin oğlunu kırmak istemezdim, söz verdim. Benim gibi dört misafirin karşısına çıkmaktan bile sıkılan bir eski zaman kadını, üstelik dul da olursa, öyle yüzlerce yabancının arasına nasıl karışır? Bunun için gidemeyeceğim.

Zehra- Hem kırılmasın diye söz verdin,hem de gitmiyorsun. Fahri, seni, beni görmeyince kırılmaz mı sanki ?

Hatice- Beni görmeyince kırılacağını pek ummuyorum ama seni görmezse...Orasını Allah bilir.

Zehra- Yoo, Hatice teyzesi ile kızı arasında bir fark gözetmez, teyzemin oğlu anneme elbet benden daha yakındır.

Hatice- Bugün dediğin gibi yarın onun sana benden daha yakın olmayacağını kim temin eder ? Fahri’nin annesi ile senin hakkında konuştuklarımızdan haberin yok gibi söylüyorsun.

Zehra- Ben onu bunu bilmem, yalnız bir sözle gönlünü aldığın bir çocuğun bu hareketinle kalbini kırdığını biliyorum. Halbuki ilk konserde kendini göstermek için o kadar çalıştı ki. Onun muvaffakiyetini alkışlayanların içinde bizi de görürse kat kat bahtiyar olacak.

Hatice- Kızım, sen onun muvaffakiyetini hesaba katıyorsun da benim o kalabalıkta çekeceğim azabı niçin aklına getirmiyorsun ? Fahri, kız kardeşimin oğlu değil mi ? ben ona sazını burada da çaldırırım, türküsünü burada da dinlerim, kendisini burada da alkışlarım.

Zehra- Ah babasız kalmak ne acı bir şey.

Hatice- Ondan daha beteri kocasız kalmaktır kızım.Sen babanı ancak düğün derneğe giderken yanı başında ararsın. Ben kocamı yalnız sevincime değil, derdime ortak olsun diye her gün, her saat özlerim. Şimdi konser gününde böyle acı sözlere ne lüzum var? Ben sana gitme diyor muyum? Hizmetçilerden beğendiğini al beraber götür.

Zehra- Konser hakkında hizmetçi ile mi görüşeceğim?

Hatice- Arkadaşların yok mu? Onlardan birini bulamaz mısın?

Zehra- Sahi, iyi ki akıl ettin anne.(Boynuna sarılarak) Bunu hiç düşünmemiştim, Fahriye’yi alır giderim.

Hatice- Fahriye’yi mi? Hani, şu sarı kordelalı esmer güzeli. “ Senaryo bu emvalde sürüp gider.

    Fahri Kayahan “Bülbül” adlı senaryosunda ise İstanbul ile İzmit arasında meydana gelen bir olayı anlatmaktadır. Fahri’nin yazdığı bir diğer senaryo “Halkalı Küpe” diğer adı ile “Avni ile Meleke’dir.” Senaryo; 1944 senesinde Elazığ’ın Palu Kazasında geçen bir aşk hikâyesini anlatmaktadır. Hikâyenin kahramanı Avni’nin  bir düğünde söylediği türkünün sözlerini burada yazmadan geçemeyeceğim. Düğündekiler tarafından coşkun bir şekilde alkışlanan türkünün sözleri şöyle:
 
Ne kapımı çalan var
Ne halimden anlayan
Hani nerde güzel yar
Baş ucumda ağlayan

Gün geçer gece geçer
Sevgi eken dert biçer
Değirmen boşa döner
Bitmez ki bu çağlayan

Gönül başlar feryada
Geçmiş günleri yada
Beni artık dünyada
Yok kendine bağlayan.

    Abuzer ile Şirvan adlı senaryonun bir diğer adı Kürdün Gelinidir. Eserde; 1948 yılında, Elbistan’da aşk yüzünden kör olar Abuzer isimli delikanlının başından geçenler anlatılmıştır.

    Fahri Kayahan ilk okulu Malatya Fırat İlk  Okulunda okumuş, daha sonra da eğitimine devam etmiştir. Geleneksel müzik kültürünü kendisinde bulunan üstün yeteneği ile birleştirmiş  şarkı sözleri, senaryolar yazmıştır. Senaryolar tiyatroya da uyarlanabilir niteliktedir. Fahri’nin müziğe düşkünlüğünü Fahri’nin yakın akrabası Saniye Hanım bana şöyle anlatıyordu. “ Fahri mektepten gelirdi. Hemen çantayı bir tarafa fırlatır, sazını eline alır çalmaya başlardı.”

Fahri’nin beni çok etkileyen bir kaç adet şarkı sözünü buraya aktarmak istiyorum. Birincisi acının ve bağrı yanıklığın çok güzel aktarıldığı bir şarkı sözüdür.

Derin hülyalara kapıldı gönül
Bıkmışım elinden ölesim geldi
Kalbimin yarası gözle görünmez
Hançeri çekip de delesim geldi

Görünmez gözüme Dünya alemi
Yar küsmüş salmıyor kuru selamı
Al canımı çektirmeden çilemi
Ateşlere düşüp yanasım geldi

Gül idim açmadan koptum dalımdan
Ancak yarim bilir benim halimden
Benzeri çıkar mı Bağdat elinden
Şu garip başımı ezesim geldi

Sönmüyor bu ateş kalbimi yaktı
Zamanında sebep yuvamı yıktı
Yar beni severken uçurum çıktı
Gidip denizlere yatasım geldi.

Diğeri ise çok meşhur olan Ayrılık ateşten bir ok isimli ayrılığı ve hasreti çok güzel anlatan sözlerdir. Son kıta ile birlikte bu sözleri hemen yazıyorum.

Ayrılık ateşten bir ok
Nazlı yardan hiç haber yok
Benim derdim herkesten çok
Ben nasıl yanmayam dağlar

Sevda derler bir masalmış
Yad ellerde zevke dalmış
Unut diye haber salmış
Ben nasıl yanmayam dağlar

İçine düştüm bir selin
Kimse sormaz nedir halin
Nazlı goncam olmuş gelin
Ben nasıl yanmayam dağlar

    Üstat, şarkı sözlerinin hemen hemen tamamını kendisi kaleme almış, onları bestelemiş, çalmış söylemiş ve plağa okumuştur. Tüm bu özellikleri bünyesinde taşımasını bilen sanatçılar nadir yetişirler. Üstadın yazdığı diğer bir şarkı sözü de şöyle:

Lutfedin de sevdiğimi göreyim
Aman arkadaşlar sordu da gitti
Kulağından küpesini koparıp
Yadigâr olarak verdi de gitti

Bir nağme göndermiş göz yaşı belli
Başına sardığı yazması güllü
Ele gelin olmuş duvaklı telli
Bu canı dertlere saldı da gitti

Bana kastı nedir bilmem küstü mü
El sözüyle selamını kesti mi
Bu günlerde bad-ı saba esti mi
Gül gibi kokular saldı da gitti

Eşi Fahriye’ye olan hasretini üstat şöyle dile getirmiş.

Sensiz sönmez şu kalbimin ateşi
Melûl mahzun bakan nazlım nerdesin
Bir kerecik daha görsem cemalin
Ciğerimi yakan nazlım nerdesin

Saçlarımı okşayanım nerdesin
       Gül yerine koklananım nerdesin
Bülbül gibi çağlayanım nerdesin
Kitap gibi okunanım nerdesin
Ciğerimi yakan nazlım nerdesin

Benim gibi kahır çeken var mola
Bir ses gelse bakıyorum yar mola
Bahçenizde mor menekşe har mola
Benim boynum büken nazlım nerdesin

    Fahri Kayahan’ın bazı türkülerinin sözleri resmi kayıtlara yanlış girmiştir. Fahri’nin çok yönlü kişiliği ve edebi yönleri incelenir ise onun eserlerinde kalemini ve cümlelerini çok düzgün kurduğunu görebiliriz. Özellikle taş plaklardan alınan türkü sözleri bazan yanlış anlaşılmış, yanlış çözümlenmiş ve kâğıda yanlış geçmiştir. Bu konuya da değinmeden geçemeyeceğim. Bu türkülerden bir tanesi “Nazlı yare fiske ile taş attım” isimli türküdür. Eser; Ahmet Turan Şan tarafından plaktan derlenmiş ve TRT repertuvarında yerini almıştır.Benim çözümlediğim sözler şöyle:

Nazlı yare fiske ile taş attım
Geri döndü bana delisin dedi
Bir buse istedim al yanağından
Çevirdi dirseğin alırsın dedi

Bir bedel gerdanı boyudur yüce
Hayın genç ömrümü çürüttüm hocam
Dedim ey kız konak eyle bir gece
Ecelin yetmeden ölürsün dedi

Oysa türkü notasında mevcut sözler yanlış anlaşılmış ve şöyle TRT notasına şu şekilde geçmiştir.

Bir mine gerdanı boyudur yüce
Hayın genç ömrümü çürüttün koca
Dedim ey kız konak eğle bir gece
Ecelin yetmeden ölürsün dedi.

     Bedel yerine mine denmiş. Bu sözler anlamı bozmuyor ancak. TRT de geçen Hayın genç ömrümü çürüttün koca mısrası hiç yerine oturmamıştır. Çünkü: mısra anlamsızdır. Çok iyi yetişmiş, mürekkep yalamış, senaryolar, şarkı sözleri yazmış edebi yönü kuvvetli olan üstadın anlamsız cümleler kurmasının mümkün olamayacağını bilmek gerekiyor.

Üstad’ın senaryolarının film ve tiyatro haline getirilmesini, okunmayan türkülerinin ve
şarkılarının söylenmesini, böylece dünün bu güne taşınmasını çok arzu etmekteyim. Böylece buram buram Malatya ve Anadolu kokan eserler elbet bir gün tozlu raflardan kurtulacaktır.


Av. Selami Yücel / Ankara

 

Reklam

 

Yazarlar

Mustafa TERCAN

CAMİLERİN DEĞİŞMEYEN MÜDAVİMLERİ

Yazıyı Oku...

Ali YİĞİT

KÖYLÜ PAZARI KURULSUN

Yazıyı Oku...

Esengül AKYOL

O KİM?

Yazıyı Oku...

Haydar ŞAHİN

DARBE

Yazıyı Oku...

Suat GÜLŞEN

KERNEĞİN SUYUNUN AKIŞI GÜZEL

Yazıyı Oku...

Metin CAN

BİREYSEL KURTULUŞUN ŞİFRELERİ

Yazıyı Oku...

Ramazan ASLAN

UYANIŞ

Yazıyı Oku...

Muhammet KARACAN

ZAMANE HANIMLARI

Yazıyı Oku...

Bu yazı 3.3.2011 tarihinde eklendi. Şimdiye kadar 5951 kez okundu.
 
Tüm yazının telif hakkı MalatyaTecde.Net'e aittir...

 
Künye | Yazar Girişi | Yönetici Girişi
© Copyright 2005 - 2011 MalatyaTecde.Net All Rights Reserved
Web Tasarım : Korhan ÖZBEK