Malatya'mız > Malatya Efsaneleri


MALATYA EFSANELERI

Farsça bir kelime olan , masal ve söylence manasina gelen “Efsane “ , türkçede farkli olarak: doga üstü olaylar ve söylemler olarak bilinmektedir. Anadoluda kulaktan kulaga dolasan çok sayida efsane vardir. Bu efsaneler bir çok yörede az bir farkla benzesmeler göstermekte, anlatilmaktadir.Çok eski yerlesimi olan bölgelerde yasanan efsanelerin daha yogun oldugu görülmektedir.


Gerçek Bir Olay: Malatya Valisi'nin Soyulmasi (1933)

Malatya Valisi'nin 1933 yilinda soyulmasi olayina karisan 3 kisinin 77 yil sonra ortaya çikan fotografinda ilginç bir tablo görüldü. 14 Kasim 1933 yilinda Arguvan ile Hekimhan arasindaki Ballikaya köyü yakinlarinda meydana gelen olayda, Sivas'tan Harput'a para götürecegi ihbarini alan S. B. Ç,, H. S. ve M.R. adli sahislar, yattiklari pusuda yanlislikla dönemin Malatya Valisi Ibrahim Etem Akinci'nin jeepini durdururlar.


Yanlarinda 2 tane atesli silah ve 1 adet kasatura bulunan kafadarlarin, arabada yaptiklari aramada para bulamayinca Vali'nin üzerini aradiklari ve çok az miktarda para çikmasi üzerine,

"Sen nasil valisin, üzerinde para bile yok" seklinde sitem etmelerine

Vali'nin de, "Ben ne bileyim ki Ballikaya'da borcum çikacak"

  seklinde espri yaptigi yöre halki tarafindan anlatiliyor.
Yine yöre halkinin olayla ilgili anlatimlarina göre, M.R.'nin Vali'nin üzerindeki elbiseyi çikartarak, giydigi ve sonra,

"Vali Bey sana mi yakisti bana mi yakisti?" diye sordugu,

 Valinin ise "tabi ki sana yakisti" demek zorunda kaldigi ifade ediliyor.

Her 3 sahisin da 9'ar yil hapiste kaldigi belirtiliyor. Sahislarin 77 yil sonra ortaya çikan fotograflarinda dönemin giyim ve kusami ile ilginç kelepçeleme yöntemi görülüyor.


Seyyid Battalgazi Efsanesi

M. S. 395 yilinda Roma'nin ikiye bölünmesiyle, Frigya, Bizans topraklari bölümünde kalmistir. Eskisehir ve çevresindeki sehirler, bu dönemde eski önemlerini yitirmislerdir. Sadece Pressinus ticaret yolu üzerinde bulunan Dorlion Kaplicalari varliklarini sürdürebilmistir. Bizans topraklarini istila eden Arap ordulari, Eskisehir yakinlarina kadar gelmislerdir. 708 yilinda Abbas Bin Velid ve 778 yilinda Masan Bin Kataba burayi isgal etmistir. 7. yy.'in sonundan, 10. yy.'in sonuna dek 300 yil süren Bizans-Arap Savaslari bazi
efsane ve destanlarin dogmasina neden olmustur. Bunlardan en önemlisi Seyit Battal
Gazi Destani'dir. Seyit Battal Gazi Destani'nin Bizanslilarca uyarlanmis sekli "Digenis Akritas"destanidir.

Efsaneye göre Seyit Battal Gazi, Abbasi Halifeleri Mutasim ve Vathig zamaninda yasamistir. Fakat dünyaya gelecegi, Hz. Muhammed'e ölümünden önce Cebrail tarafindan haber verilmistir. Bu yüzden peygamberin bir adami magarada saklanarak 200 yil bekler. Peygamberin sözünü yerine getirir ve Seyit Gazi'nin ati Askar Divzade'yi kendisine verir.

Baska bir efsaneye göre:

Seyit Gazi'nin babasi Malatya Sultani'nin ordusunda kumir. Rumlar'a karsi yaptigi bir savasta ölür. Seyit Battal on üç yasina geldiginde bütün Islam bilimlerini ögrenmistir. Kiliç kullanmakta ve ata binmekte üstüne yoktur. Babasinin intikamini almak üzere yola çikar ve yirmi dört saat içinde düsman ordusunun kumanini, kardesini ve belli basli on dört kumani daha öldürür. Hint'ten, Magrib'e, zaferden zafere kosar ve yedi deniz ötesine kadar adi korku saçar.

Tanri ona ayni zama doga üstü güçler vermisti. Öyle bir sesi vardi ki, savas meydaninda bir kükredi mi yetmis iki bin kâfir darmadagin olurdu.Bir rivayete göre bir Rum Kalesi 'nin kumaninin kizi, Seyit Battal'a asiktir. Bu kalenin kusatilmasi sirasinda bir gün Battal kirda uyurken, kumanin kizi kaleden bakar ve babasina imparator tarafindan gönderilen yardimi görür. Seyit Battal'i uyirmak üzere kâgida birkaç satir yazar, bir tasa sarip atar. Bu küçücük tas, kahramanin tam kalbine rastlar ve onu hemen öldürür. Bu kazada Allah'in iradesi kendini göstermistir. Yoksa bu kadar olaganüstü güçleri olan bir kahramanin, hiçbir düsman tarafindan yenilmesi mümkün degildir.

Antik Çag'da Nakoleia adiyla anilan Seyitgazi, o dönemde önemli bir kent durumundadir. Ancak Hristiyanlik Çagi'nda, kent eski gücünü yitirir ve Synnada Metropollügü'ne baglanir. 198 yilinda ise tekrar "Metropollüge" yükselir. 9. yy/dan sonra artik Nepoleia adina rastlanmaz. Bu arada Bizans eyaletlerine yayilan Selçuklular, 1074 yilinda Frigya sinirina kadar gelirler. Daha sonra arka arkaya gelen akinlar nedeniyle Napoleia önemini kaybeder. Haçlilarin 1079'da Napoliea üstünden, Anadolu'nun içlerine kadar girdikleri rivayet edilir.


Battalgazi Yöresi "Alkarisi" Efsanesi

Lohusa hanimlarin korkulu rüyasi olan alkarisi, Asya ve Avrupa ülkelerine yayilmis efsanelerdir. Bütün Türk Boylarinda bilinen al karisi; al basti, al albis, albis, almis, almis, gibi isimlerle anilir. Bu inanis sisteminin geçmisi, çok eskilere dayanmaktadir.Türklerin, Islamiyetten önceki dinleri olan samanizm'de , alkarisi ve al basmasi olarak nitelendirilen "kötü ruhla" ilgili bir çok inanislar vardir.Yakutlarda, Kirgizlarda, Kazaklarda, Özbeklerde, Kazanlarda, vs. lohusa hanimi, "al karisindan korumak için degisik çarelere bas vurulur.

Al karisi, Kirgiz - Kazak Türklerinin inanisina göre iki kisimdir:

Kara Albasti: Ciddi ve agir basli bir ruhtur.

Sari Albasti: Dogum yapan kadinin ve çocugun cigerini söküp suya atar. Hoca veya Baksi (saman) larin okumasiyla giderler sarisin bir kadin suretindedir. Bazen, keçi veya tilki suretlerine de girer. Baksi veya Ocakli adamlar, "Albasti "yi yakaladiklari zaman:

"Ey al basti, zalim, Koy cigerini yerine, Zavallinin canini iade et Sözümü tutmazsan, Bana hürmet etmezsen, Gözlerini çikaririm" seklindeki efsunu söylerler.

Genel olarak al karisi, lohusa hanimlara ve atlara musallat olan korkunç bir yaratiktir. Uzun boylu, uzun parmakli ve uzun tirnaklidir. Çok çirkin ve igrenç bir surati vardir. Bedeni yagli, uzun ve siyah saçlidir. Saçlari, ayni zama darmadaginiktir ve kocaman bir basa sahiptir. Dislere at disi gibi iri ve seyrek, ayaklari ise terstir. Bunlar lohusa kadinlarin ve yeni dogan çocuklarin cigerlerini yiyerek beslenirler. Daha çok kirmizi elbise giyerler; su basinda ve agaçlik yerlerde yasadigina inanilir.

Malatya çevresinde; Lohusanin basucuna su, süpürge ve Kur'an-i Kerim koyulur, yakasina igne türü bir sey takilir ve yaninda sürekli bir erkek (esi veya yakin akrabalarindan bir erkek) bekler diger bölgelerde ise kadinin basina sogan, demir çubuk ve Kur'an-i Kerim konur Anadolu'nun bir çok bölgesinde; lohusanin basina beyaz yasmak ve kirmizi tül baglarlar. Kirmizi altin takarlar ve hastaya kirmizi seker hediye ederler. Çünkü, al karisi, kirmizi rengi hiç sevmez diye bilirler.

Buraya kadar, hep, lohusa hanimlara musallat olan alkariyarindan bahsettik. Ancak, bunlarin disinda, erkeklere, genç kizlara ve atlara gelen alkarilari da vardir. Malatya'da ise Hibilik adlari verilir. Ama bunlar, alkarisi seklinde degildir, daha degisik varliklardir. Çünkü, alkarisi, erkeklerden korkar. Genç kizlara musallat olan alkarisi ise "albis" adi verilir. Bu, evlenmeyen bir kizdan türemistir. Genç kizlarin yanina giderek, onlarin hastalanmasina sebep oldugu yaygin bir inanistir.Halkin inanisina göre, lohusanin veya bebegin cigerini yemeye gelen alkarisi, bir takim hilelerle yakalanip, gögsüne bir igne saplanirsa, tekrar eski yerine dönemez, o aileye hizmet edermis. Konuyla ilgili olarakDogu Anadoluda birbirine yakin efsaneler anlatilmaktadir. Bu efsanelerin bir benzeri su sekildedir.


Hanimi yeni dogum olan bir adam, odaya giren alkarisini görür. Alkarisi, lohusanin cigerini çikartmak için ugrasirken, bir igne bulup, bunun gögsüne saplar.Insan sekline dönüsen alkarisi, gögsündeki igneyi çikartmasi için adama yalvarir. Çünkü, kendisi igneyi çikaramaz ve çikaramadigi için de, kendi taifesine dönemez. Alkarisi, o ailenin isini yapmaya baslar. Bu, çok güzel hizli bir is yapar. Evin bereketi, gün geçtikçe artar. Birgün, ev sahipleri ile ekmek yapmaya baslayan alkarisi, su getirmek için kuyu basina gider. Orada oynayan çocuklardan birine, gögsündeki igneyi çikarmasi için yalvarir. Çocuk igneyi çikarinca, kadin yedi yil hizmet ettigi eve dogru;

 "Evinizde hiç su bulunmasin; paranizin sayisini hiç bilmeyesiniz ve yaz - kis, evinizden odun ekmeksiz olmasin" der,

sonra da çocuklara; suya atlayacagini, eger suyun üzeri kan olursa, yakinlarinin kendisini öldürmüs olabilecegini söyler. Alkarisi suya atlayinca, suyun üzeri kanla dolar. O günden sonra da, bu ailenin evine hiç su bulunmaz, paralarinin sayisini bir türlü ögrenemezler ve yaz - kis odunlari hiç eksik olmaz.

Bu efsanenin benzeri, alkarisi inancinin hakim oldugu, hemen hemen her bölgede anlatilmaktadir. Malatya'da Elazig'da Erzincan'da, Kars 'ta Diyarbakir'da, Bingöl'de, vs. hep ayni efsaneler biraz degistirilerek, hikaye edilmektedir.


Orduzu Gelin Kayasi Efsanesi

Orduzu'nun Bahçebasi köyündeki Arslantepeyöredeki ilk yerlesim alanidir. Burada yasayan yoksul bir kiza komsu ülke kralinin oglu sevdalanmistir. Kral karsi koysa da oglunu bu sevdadan caydiramaz. Sonunda gençler kirk gün kirk gece süren bir dügünle evlenirler ve gelin alayi yola koyulur. Kiz bir ara gelin alayini durdurur "evine iki atli gönderip unuttugu oklavayi istetir. Buna kizan anasi: "gelinlik tacinla askerinle alayinla tas ol" diye beddua edince tüm alay tas olur.


Malatya Beydagi Efsanesi

Toroslarin bir kolu olan Beydaginda uyuyan, tasa dönmüs bir ermisi anlatir. Ermis yilda bir kez uyanip su soruyu sorarmis; "Malatya ovasi altin sabanla sürülüyor mu?" Olumsuz yanit alinca tekrar uykuya dalarmis.

Malatya ovasi çok verimlidir. Iyi sürülüp islenirse bereket, bolluk artacak sabanlar bile altindan yapilacaktir. O gün Ermisin yeniden canlanacagina inanilmaktadir. Ermis O günü beklemektedir....


Gündüzbey Derme Suyu Efsanesi. (Malatya Içme suyu)

Hz. Isa'nin hristiyanligi yaymaya çalistigi yillarda Gündüzbey yakinlarinda putlara tapan ve bu inanisi büyük ölçüde yakin çevreye kabul ettiren biri yasarmis.Hz.Isa hristiyanligi tanitmak için gezerken Malatya ' ya da gelmis ve ününü duydugu bu putperestin yasadigi yer olan pinarbasina da ugramis. Putperest kendisine rakip olarak gördügü Hz. Isa' yi halkin gözünde küçük düsürüp ona inanmalarini engellemek için çesitli hilelere basvurmus. Bunlardan birinde de tapinak haline getirdigi yerde kayalarin içine önceden su dolu tulumlari yerlestirerek üzerlerini toprakla sivamis.

Tüm hazirliklarini tamaladikdan sonra ahalinin önünde elindeki sis ile toprak görünümlü yerlere vurarak içindeki tulumlardan su akitmis ve Hz. Isa'ya dönerek,

"Ayni seyi sen de yaparsan dinine inanacagim ya Isa, aksi takdirde buralardan
gideceksin." demis.

Hz. Isa putperestin yaptigi bu hileyi farketmis ve,

"Senin akittigin su az sonra bitecektir ama bu su sonsuza kadar akacaktir." diyerek
asasini kayalara vurunca derme suyu gürül gürül akmaya baslamis. Hz. Isa elindeki asayi sürükleyerek Gündüzbey yönüne dogru yürümeye baslamis. Su da onu takip ederek akmis.


Battalgazi Yöresi "Koca Vaiz" Efsanesi



Melik Sunullah Camii (Koca Vaiz Baba)


Koca Vaiz, Anadolu Selçuklulari döneminde Malatya ve çevresinde Uç Beyidir. Yörede büyük bir Din Bilgini ve savasçi olarak bilinir. Bizans üzerine sayisiz akinlar yapmistir. Bunlardan birinde bir kiliç vurusuyla basi gövdesinden ayrilir.

Vaiz Baba basini koltugunun altina alarak Malatya'ya döner. Eski Malatya (Battalgazi) yakinlarinda bir kadin, Koca Vaizi görür,korkuyla bagirir. Iste o zaman Koca Vaiz düser ölür. Öldügü yere türbesi yapilir. Günümüzde de halkin en çok ziyaret ettigi yerdir...


Koca Vaiz ile Ilgili Bir Baska Efsane

IV. Sultan Murad Han devrinde geçtigi söylenen bu olay söyle gelisir; Sultan Murad Han Bagdat seferine giderken Firattan atiyla geçtigi siralarda bogulma tehlikesi atlatmis , bir el uzanarak padisahi kurtarmistir. Padisah kendine uzatilan elin sahibini çok iyi görmüs ve o zat hemen kaybolmus. Bagdat seferi dönüsünde Eskimalatyada alimleri, ulemalari toplamis ve o kisinin bulunmasini emretmistir.

Böyle bir zatin kim olacagi bilinmemekle beraber, o dönemde yasayan ne kadar eren varsa padisahin huzuruna çikarmislar. Padisah kalabalik içerisinden Koca Vaizi isaret ederek "iste o!.." diyerek tanimis.

Padisah, Koca Vaiz’e gereken hürmet ve alakayi göstermis, onun ne kadar ulu bir kisi oldugunu anlamis, ölünceye kadar koca vaizi korumustur.


Hekimhan Yöresi Guguk Kusu Efsanesi

Çok eskiden Hekimhan Ilçesine bagli Kocaözü Kasabasinda Küllek Hüseyin adinda bir köylü varmis. Bu köylünün bes usagi ile hasta bir avradi varmis. Eskiden bütün köy halki tarlada çalisirmis. Tarlada çalismak o günün sartlarina göre çok zormus. Küllek Hüseyin çok fakir oldugundan avradi ile birlikte hiç durmadan çalisirlarmis. Hasta olan avradi iyice hastalanmis. Köyde ne tohtur ne de hastahane varmis. En yakin hastahane Sivas'ta imis. Araba ve yol olmadigindan gitmek çok zormus. Küllek Hüseyin avradini ata bindirerek yola çikmis. Uzun yola dayanamadan Mehri hatin yolda ölmüs. Küllek Hüseyin avradini yolda gömmüs. Yetim kalan bes usaga hiç bakacak kimsesi kalmamis.

Küllek Hüseyin yeniden evlenmis. Analik eline kalan usaklara çok kötülük ediyormus. Usaklara yemek ekmek vermiyormus. Babasi tarlaya çalismaya gidince onlara olmadik kötülükler edip babalari gelince sikayet etmesin diye usaklari korkuturmus. Çevredeki komsular bu duruma çok üzülüyorlarmis. Bir gün evin büyük kizi, ortancili gardasini üvey anasinin elinden kaçirip daga götürmüs. Koynuna bir torba koymus bir de keser almis. Bunlari uzaktan izleyen bir çoban varmis. Zeynep kengeri toplamis Yusuf'un torbasina doldurmus. Yorulunca bir yere oturup dinlenmisler.

Az sonra torbaya bakmis ki torbada hiç kenger yok. Torbanin dibi delik oldugundan hepsi
dökülmüs. Yusuf küçük oldugu için kengerin döküldügünün farkina varmamis. Buna çok sinirlenen ablasi keser ile gardasinin basina vurup öldürmüs. Korkusundan eve gidemeyen Zeynep aglaya aglaya yürüyecek hali kalmamis gece sabaha kadar oturmus aglamis.Allah'a yalvarmaya baslamis ve demis ki:

"Allah'im beni bir kus eyle kanadimi gümüs eyle. Gakgog diyem, babbag diyem, gardas diyem agliyam."

Allah tarafindan kus kesilmis bunlari izleyen çoban, Zeynep'in nasil kus olduguna inanamamis. Zeynep aynen guguk kusuna benziyormus. O günden sonra guguk kusu
gardasini öldürdügü tasin basina konup hiç durmadan ötüyormus. Bu olaydan önce köylüler hiç böyle bir kus görmemisler, günümüze dek gelen bu efsane nedeniyle çevremizde ne zaman bir guguk kusu görsek büyükler Zeynep geldi derler.


Hekimhan’in Kurulusuna Ve Adina Ait Efsane

Bir sefer sirasinda Köprülü Mehmet Pasa’nin yolu Hekimhan dolaylarina düser. Doganin
güzelligine hayran kalir, Askerlerine burada konaklanmasini buyurur. Askerler çevreyi
dolasmaya çiktiklarinda günümüzdeki Hasan Aga Çesmesi’nin yanindaki dereye gelirler.
Dere suyunun al al aktigini görürler,suyu izlediklerinde yarali bir adam bulurlar ve Pasa’ya haber verirler. Pasa hekimiyle birlikte gelir, hekim hastanin durumunun umutsuz oldugunu söyleyince, Pasa sorar;

"Hiç mi cani kalmamistir?"

Hekim;

"Ancak onda bir cani var" der.

Köprülü bu yanit karsisinda kizar ve söyle haykirir;
"Onda bir cani kalmis adami ölüme mi birakirsin?Ya bunu kurtarirsin ya da senin
kanini da bununkine katarim."

Hekim hemen ise koyulur yaraliyi üç günde ayaga kaldirir. Köprülü Mehmet Pasa Yaraliya kim oldugu sorar. Yarali, Kendisinin de hekim oldugunu, ilaç yapmak için bitki toplarken, eskiyalarca vuruldugunu anlatir. Köprülü agaçlari kestirip açtirdigi yere Hekim için bir han,
hamam ve cami yaptirir. Çevreden de birkaç aile getirip yerlestirir. Buraya önceleri
Hekimin Hani, daha sonra da Hekimhan denilmistir.


Hekimhan Yöresi Zurbahan'a Ait Bir Söylence

Hekimhan yöresindeki Ayranci Daglarinin en yüksek tepesine halk Zurbahan Dagi der.Buraya ait çok fazla söylence anlatilir. Zurbahan’in 6-7 km güneybatisinda Asarkaya denilen sarp bir kaya vardir. Kayanin tepesinden, asagi basamakli ve dik bir tünel iner. Buradan yuvarlak, dar bir bogaza varilir. Günümüzde bogazin agzi taslarla örtülüdür. Bogazin bir yani Maltepesi’ne,bir yani Ballikaya’ya,bir yanida Zurbahan’a açilmaktadir. Maltepesi’nde altindan yapilmis gereçler, Ballikaya’da depolar dolusu bal, Zurbahan’da da essiz takilar vardir.

Zurbahan’daki takilari ele geçirmek isteyenlerin tünelde 1-2km ilerleyince fenerleri söner, geri dönmek zorunda kalirlar. Inanisa göre fener tünelin tilsimiyla sönmektedir, kimse Zurbahan’a ulasamamaktadirlar.


Zurbahan ile Ilgili Bir Baska Söylence

Inanisa göre Zurbahan’in tepesindeki kayanin içinde üç oda vardir. Biri altin, biri mücevher, biri de altindan araç-gereçle doludur. Odanin kapisi ancak tilsimli bir sözle açilir. Simdiye dek içeri girmeyi basaranlar olmussa da buradan bir sey çikaramamistir.

Yörede yasayan bir hoca günün birinde bu odalarin kapisini açmaya niyetlenir. Dagin tepesine çikip çember çizer, içine girip okumaya üflemeye baslar. Okudukça çevresinde korkunç yaratiklar belirir, hocayi sasirtmak isterler. Eger sasirirsa tilsim bozulacak, kapi açilmayacaktir. Hoca sasirmadan duasini bitirir. Kapi aralaninca içeride altinlarin üstüne oturmus dünya güzeli bir kiz görür. Kiza bakmadan koynunu altinla doldurmaya baslar. Disari çikmak istediginde kapi bir türlü açilmaz. Ne yaparsa da yarari olmaz.Sonunda çaresizlikle aldiklarini birakinca kapi aralanir.


Eskimalatya Kurulus Efsanesi

Eski Malatya’ nin terk edilisi her ne kadar askerlerin zorunlu olarak burada misafir olmalari ve kalmalari halki her ne kadar Aspuzu yaylasina yönlendirmis ve ikamet etmeye zorlamis ise de asagida anlatilanlari okuyup zorunlu göçe ait bir efsanenin ortaya çiktigini dinleyeceklerdir.

Eski Malatya 19. yy baslarinda terk edilmistir. Halk Aspuzu baglarina yaz için göç etmektedir. Söylence bu göçle ilgilidir. Eski Malatyalilar her yil Aspuzu’ya göç ederken ateslerini bir kuyuya doldurup üstünü kapatmakta,dönünce de ayni kuyudan ateslerini almaktadirlar. O yil Aspuzu’dan dönen halk ateslerinin söndügünü görür. Bunu ugursuzluk sayar ve kenti terk ederler. Ve su anki yerlesim yeri olan yeni Malatya'ya dönerler.


Yesilyurt Yelköprü EfsanesI

Bir zamanlar Yesilturt'ta zengin ve güzel bir kiz varmis. Kizin babasi ölmüs. Anasi onu her isteyene vermeyince bir daha bahti açilmamis. Yasi kirki bulunca kiz tüm ümidini yitirmis. Anasinin da rizasini alarak bütün servetini hayir isine sarfetmeye karar vermis.

O zamanlar simdi ki Yelköprü'nün bulundugu yer derin bir uçurum halindeymis. Derme suyu bu uçurumdan dökülür, çaya karisir gidermis. Kizcagiz buraya bir köprü yaptirmayi düsünmüs. Bir gece rüyasinda oraya uygun bir köprü gösterilmis. Köprüyü söyle tanitmislar: Altindan su geçer, ortasindan yol geçer, üstünden hem su, hem de yol geçer.

Kiz büyük bir heyecenla uyanivermis. Olani biteni anasina anlatmis. Gün isiyinca belli basli ustalari çagirmislar. Kiz istedigi köprünün tipini onlara anlatmis. Ustalar önce "olmaz böyle bir köprü" demisler. Kiz onlari ikna etmis. Hizla ise baslanmis. Istenilen biçimdeki köprü su ile birlikte insanlarin da karsiya geçmelerine yardimci olmus.


Battalgazi Yöresi Yagmur Duasi Efsanesi

Eski Malatya ovasi verimli topraklara sahiptir ve yöre halkinin baska gelir kaynagi olmadigi için, bir çok yörede oldugu gibi, bu topraklardan ürettigi ürünlerle geçinmek zorundadir. Olmasi muhtemel kurakliklara karsi çok hassastirTek geçim kaynagi toprak olunca, alinacak veriminde yüksek ve kaliteli olmasi istenir. Yagislarin normal olmasi beklendigi bahar aylarinda, yeterli yagmur düsmedigi zaman yöre halki Karahan Mahallesinde, Kirklar mezarliginda (müftüoglu mezarligi) toplanir. Imam nezaretinde namaz kilinir, dualar okunur. 40 adet ocak ve ocak üstüne 40 kazan kurulur. Bu kazanlarda yemek pisirilir ve kalabalik ortamda yenilir.

Bu yapilan dualardan sonra Yagmur yagacagina inanilir.


Battalgazi Yöresi Kirklar (Kirk Kardesler) Efsanesi

Battalgazi halkinin rivayetine göre zamaninda halk arasinda yasayan bir bey varmis. Bu beye bir türlü kiz begendiremiyorlarmis. Gel zaman git zaman bu bey, bir kervanla gelen bir Rum kizini görür, bu kiza asik olur. Allah'a söyle yalvarir. "Allah'im bu
kizi nasip et de bana evlat yüzü gösterme."

Beyin bu duasi kabul olur. Bir Rum kizi olan sevgilisini babasindan ister. Hristiyan olan kiz babasi önce kizini vermek istemez, Fakat kizinin da Beye gönlünün oldugunu ögrenince kizini vermek için sart kosar, Beyden kirk torun ister. Ancak bu sekilde kizinin müslüman olmasina izin verecegini ve hayatlari boyunca onlara destek olacagini söyler.Allah'a yaptigi duayi unutan Bey bu sarti kabul eder. Müslüman olan sevgilisiyle evlenir. Bu evlilikten uzun sure çocuklari olmaz. Bey karisini kaybetmek korkusuyla devrin hekimlerini dolasir, bir türlü çaresini bulamaz.

O zamanlar yörede yasayan bir seyhin yanina giderek ondan yardim ister. Seyh daha önce Allah'a vermis oldugu sözü hatirlatarak, ona dualar okumasini ögretir. Bey evine döndükten sonra rüya görür. Bu rüyasina bir anlam veremez. tekrar o ermis kisiye gider. Ermis adam rüyanin tabirini yapar ve kirk tane çocugunun olacagini ve bu çocuklarin hiç birinin uzun süre yasamayacagini söyler. Öldükten sonra bu çocuklari bir tepeye gömmesini ister.

Beyin çocuklari olur. Ama hiç biri uzun süre yasamaz ve bey ermisin tavsiyesine uyar, ve bu tepeye kendi elleriyle gömer. Bu tepeye besik seklinde bir tas koyar. Bu olay sehir halkinin üzerinde büyük etki birakir. Böylece burasi kirklar adiyla kutsal bir yer haline gelir. En sonunda bey ve karisi da ölür ve onlarda buraya gömülürler. Bu gün çocugu olmayanlar gelip bu besigi sallayarak dileklerinin olmasini isterler.


Battalgazi Yöresi Ulucami Efsanesi

Birbirini seven iki genç, aileleri arasinda uyusmazliktan dolayi kavusamazlar. Bu hasrete dayanamayan kiz hastalanir. Kiz o dönem emirinin kizidir. Kizin babasi devrin hekimlerinden kizinin hastaligina çare bulunmasini ister. Fakat kiz derdine derman olunmasini kabul etmez. Hastaligi hizla artar. Babasindan son nefesini vermeden önce çehiz parasindan cami ve medrese yaptirmasini ister. Kizin çehiziyle Ulucami ve medrese yapilir. Kiz öldükten sonra mezarini caminin ortasindaki bahçeye gömerler.

Avlu duvarlarinin birinin temelinde, camiyi onarmak üzere çehizden artan altinlarin gömülü oldugu halkin dilinde rivayettir.


Yesilyurt Yöresi Gelin Yurdu Efsanesi

Yesilyurt Ilçesinden, bag ve bahçelerin bulundugu Taftacik semtine giderken, Davullupinar'in karsilarina düsen düzlüge “Gelin Yurdu", "Dügün Yurdu” deniliyor. Evvelce burasi, bir yerlesim yeriymis Bu, bag ve bahçe sahiplerin toprak altindan çikardigi, çanak-çömlek parçalarindan da anlasiliyor Orda oturanlar, dügünlerini iste bu düzlükte yaparlarmis Birisi evlenecegi zaman, herkes oraya çagrilir, yenip-içilip, eglenilirmis Geç saatlerde, Yesilyurt'lu iki kisi, Dügün Yurdu'na gitmis Orada kisa boylu adamlari, ellerinde alev çikaran odunlar oldugu halde oynarken görmüsler Korktuklarindan onlarin yanina daha fazla sokulamamislar. Bunlar, birbirlerine çok bagli kimselermis Her ögünde ayni yemegi pisirirlermis O gün ne yemek yapilacaksa, aganin kizi tarafindan evden eve duyurulur, bunun disinda bir as, tencereye konmazmis.

Birgün, baska köyden alinan bir gelin, kocasinin yemek hakkindaki uyarisina aldiris etmeden, caninin istedigi bir yemek yapmis Aksam olup kocasi eve dönünce, ortalik birden karisivermis Adamcagiz, karisinin baska bir yemek pisirdigini görünce deliye dönmüs Kazmayi eline almis, evi yikmaya baslamis Yüksek sesle, “As karisti, is karisti!” diye bagirmis Bunu duyanlar, durumu anlamakta gecikmemisler. Kazmayi eline alan, evini yikmis Esyalarini toplamislar, evlerden çikan direkleri de yanlarina alarak, baska tarafa göç etmisler Böylece, birligin bozulmasina siddetle karsi olduklarini, bir kez daha ortaya koymuslar. Bugün de kendi adlariyla söylenen, olayin geçtigi yerin sakinleri olan, Kölükogullari'nin, o zamanlar sazlik ve bataklik olan Yesilyurt'un yüksekçe bir yerine, simdiki Tepecik'e eski yurtlarinin da görülebilecegi bir yere yerlesmis olmalari, Yesilyurt'ta herkes tarafindan bilinmektedir Ayni aile, ayni dayanismayi ve birligi günümüzde de sürdürmektedir

Anlattigimiz dönemde, Çirmikdi'nin en zengini, “Emir Aga” ile “Çirak” imis Çirmikdi'da “Aga Mahallesi” varmis Emir Aga, bu mahallede otururmus Mahallenin iki basinda, özel kapilar bulunurmus Aksam olunca, Aga Mahallesi'nin kapilari kapanirmis. Emir Aga, zâhirelik ve unluk bugdayini, Eski Malatya'dan alirmis O zamanlar, Eski Malatya'nin bugdayi da, “Bugday degil mübârek; sanki datli çekirdek” imis…

Hep bir agizdan “Masallah!” diyelim “Culfalik” tan, el tezgâhi'na, el tezgâhi'ndan,
çekmeli tezgâha, çekmeli tezgâhtan fabrikalara.


Dogansehir Yöresi Timur Efsanesi (Viransehir)

Anlatanlara göre Timur çocuklugunu Dogansehir'de geçirmis. O zamanlar Gülsehir denilen ilçede amcasinin yaninda yasamistir. Yetim bir çocuk olan Timur amcasinin yaninda kalir ve çobanligini yaparmis. Bir gün hayvanlari otlatirken keçi sürüsünün içine beyaz bir Tavsan karisir. Timur da bunu keçi sanarak sürünün içinden ayrilmasina izin vermez ve aksam köye getirip ahira kapatir. Amcasina giderek:

"Amca sizin beyaz keçi bugün bana hiç rahat vermedi. Çok aksilik yapiyor" der.

Amcasi beyaz keçileri olmadigini bildigi için meraklanir ve giderek ahira bakar. Yegeninin keçi dediginin tavsan oldugunu görünce çok sasirir, hayretler içinde kalir. Çocuklugundan beri ayagi topal olan Timur daha sonra amcasinin yanindan ayrilarak Horasan'a gider. Çesitli olaylardan sonra Timur Iranli'larin basina geçer. Bu sirada evlenir ve birde kizi olur.

O zamanlar ise adi Gülsehir olan Dogansehir'de bir Üfürükçü hoca yasarmis. Bu hoca tirnaginin üzerine yazi yazar, emrindeki cinlere Timur'un kizini getirtir, gece sabaha kadar kiz ile eglendikten sonra kizi tekrar evine gönderirmis. Kiz ise önceleri korkusundan ve kimsenin kendisine inanmayacagini bildiginden bu durumu kimseye söyleyemez. Aradan bir müddet daha geçtikten sonra kiz hamile kalir. Bundan sonra isin farkina varan babasi kizi sikistirir. Kiz ise Timur'a bir yerlere götürüldügünü fakat nereye gittigini bilmedigim söyler.

Bunun üzerine Timur kizina su nasihatte bulunur; "Gittigin yerde ne meshursa koynuna koy alda gel" der.

Bunun üzerine kizi o gece koynuna bir elma koyarak geri döner.Elmayi alan Timur, elmayi Horasan sokaklarina asar. Bu elmanin nereye ait oldugunu bilene ödül vaat eder. Seyyahlardan bir tanesi elmanin Gülsehir'e ait oldugunu söyler. Bunu duyan Timur kemen ordusun toplayarak Gülsehir'e gelir, bastanbasa yakip yigmalar. Tas üstünde tas koymayarak sehri viran eder.

Bundan sonra ilçenin adi VIRANSEHIR olarak sürer.


Dogansehir Yöresi Karayel Efsanesi

Bir zamanlar Dogansehir'e bir Küffar gelip yerlesmis. Sehrin dörtbir yanini surlarla çevirip içinde hüküm sürmeye baslamis. Buraya hiç kimseye sokmamaya kararli kendi maiyetindekilerle birlikte yasamaya baslamis. O yilda çok fena bir kis olmus. Yagan karlar evlerin camlarinin üstünü örtmüs. Kimse disari çikamaz olmus.Yakin köylerde yasayan zengin bir adamin çok güzel bir kizi, bir sürü de koyunu varmis. Adamin koyunlarinin yiyecegi bu siddetli kis ortasinda bitmis. Adam ne yapacagini sasirmis. Tek çareyi Küffar'a gidip yardim istemekte bulmus. Yardim istemeye gidince kizin güzelligini duyan kale kumani,

"Kizini ver bana, istedigini al yedir kana kana " diye adama fikrini söylemis.

 Kizini vermeyi kabul eden adam köye dönmüs ve durumu kizma anlatmis. Seni Küffar'a verecegim. O da benim koyunlarim için ot verecek. Hazirlan yarin gelin gideceksin demis.
Bunu duyan kiz sabahlara kadar uyumamis. Allah' a söyle niyaz etmis;

"Babam beni atiyor
Bir yiyecege satiyor
Es kible yeli es
Su Küffarin ümidini benden kes"

Kiz bundan sonra sabahleyin disari çiktiginda bakiyor ki hiç bir yerde kar kalmamis, karlar erimis, her taraf yemyesil olmus. Babasina dönerek: "al koyunlarini götür istedigin yerde otlat" demis.


Dogansehir Yöresi Sak Sak Magarasi Efsanesi

Dogansehir'e bagli Polat kasabasinda zalim bir aga varmis. Bu aganin Mehmet adinda bir çobani varmis. Çoban Mehmet aganin kizi Fatma'ya âsik olmus. Sabah koyunlarin önüne katar kavalini eline alir. Fatma'ya askini kaval ile dile getirir yanik yanik çalarmis Mehmet'in kavalini duyan her kisi Mehmet'in âsik oldugunu anlamasi içten bile degilmis. Fatma'da Mehmeti severmis gizil gizli bulusurlarmis. Fakat kimseye belirtmek istemezmis. Çünkü babasi duysa Mehmet'ini ve kendisini öldüreceginden korkarmis.

Mehmet'in Fatma'ya, Fatma'nin da Mehmet'e asik oldugunu duyan Fatma'nin arkadaslari
Fatma'ya kala kala bir çobana mi kaldin diyerek sitem ederlermis, ayiplarlarmis, Fatma'nin da bulundugu bir toplumda kiz arkadaslari sitem eder gibi Fatma'ya mani söylemisler:

Yaziya da yaban derler,
Topuga da çoban derler.
Giz da sana ar degil mi?
Sevdigine çoban derler.

Bu maniyi duyunca yüregi Mehmet'in aski ile kor gibi yanan Fatma dayanamaz içindeki aski manilerle içeri vurur:

Yazi da yabansiz olmaz,
Topuk da tabansiz olmaz.
Niye bana ar gele
Davarda çobansiz olmaz.
Dön ki bakayim çoban
Çiçek takayim çoban
O senin saf sütünden,
Bir tas içeyim çoban.
Tasta çaldim teleme
Kasin benzer kaleme .


Dogansehir Yöresi At Izi Efsanesi

Malatya'nin Dogansehir ilçesine bagli Polat Kasabasina gidilirken yolda, Degirmen Deresi denilen bir yere gelinir. Degirmen Deresi'nin güney yönündeki Kayalikta bazi izler bulunmakta, yöre halki bu izlere "AT IZI " demektedir.

Ünlü Destan Kahramani Malatyali Seyit Battal Gazi bir gün orada savasirken anî olarak düsman güçlerinin baskinina ugrar.Sayilari Kalabalik düsman savasçilariyla bas etmenin hem zor Hem de çok zaman alacagini anlayan Seyit Battal Gazi bir kurtulus yolu arar, daracik vadinin bir basindan diger basina atlamaya karar verir ve düsman askerinin saskin bakislari karsisinda atini saha kaldirip, vadinin karsi tarafina atlar. Bugün bu kayalikta görülen izlerin Seyit Battal Gazi'nin atina ait ayak izleri oldugu söylenmektedir.


Battalgazi Yöresi Alacakapi Efsanesi

Battalgazi Ilçesinin en büyük mahallesine ismini veren ; Alacakapi , Malatya kalesinin büyük bir onarimi esnasinda, 20 metreden fazla yüksekligiyle insaatinda çalisan isçilerin üzerine yikildigi ve çok sayida insanin bu esnada öldügü, çevresinde bulunan hendegin kan gölüne döndügü söylenir. Kale giris kapisi yaninda meydana gelen bu olay ile bu sur giris kapisina “alaca” ismi kuruldugu ve böylelikle “Alacakapi” ismiyle anildigi rivayet edilir.

Diger bir rivayete göre;

Yörük han Ailesinden boy adi “ Alacalilar” olan burada hüküm süren Türkmen Yörüklerinin adi oldugudur.


Arapkir Yöresi Arapkir Ulucami Efsanesi

Arapgir'de yasamakta olan bir papazin kizi, gizliden gizliye Müslüman olur. Servetini ortaya koyarak, kilise yaptiriyorum, diye bir camii insasina karar verir.Arapgir Ilçesinde, Eskisehir'deki Osmanpasa Mahallesi'nde, kayalik bir yamacin üzerinde binanin yapimina girisilir. Arada bir kizin da bedenen çalistigi bina iki yil içinde tamamlanir.

Kiz, bu kez camii için bir minare yaptirmaya karar verir. Iste ne olursa o zaman olur, her sey açiga çikar. Minarenin temeli kazilir. Papaz durumu ögrenince büyük bir öfke ile insaati biten binanin yanina ulasir. Kiz o sirada caminin daminda bulunmaktadir. Papaz kizgin, saga - sola bagirip durmaktadir. Babasinin bu halinden çok korkan ve kendisini öldürtmeye geldigini sanan kizcagiz, bulundugu yerden minarenin hazirlanmis temeline atilarak oracikta ruhunu teslim eder. Bu duruma çok üzülen Müslüman halk artik yapilacak bir sey olmadigini anlar.

Yalniz bu temiz inanç sahibi kizi minarenin temeline defnederler.Bu camiye bitisik ve biraz yüksek düzeyde, (L) seklinde yapilmis bir Hanikah ile yaninda bir de çesme vardir. Camiinin günümüzde de minaresi mevcut degildir.


Arapkir Yöresi Yeseren Degnek Efsanesi

Seyh Hasan adinda biri; "Yurt tutup yerlesmek "için dolasa dolasa Arapgir'e gider, simdiki Onar Çesmesi'nin yanina ulasir. Abdest alip namaza dururken degnegini topraga sokar.
Namaz'dan sonra Kuru degnegin bulundugu yerde yesermis oldugunu görünce üzülür ve
hayiflanarak
"Eyvah " der. "Ben burada yurt tutmak istemezdim. Ama degnegim burada yeserdi. Yurt yeri belli oldu. Bana kalirsa buradan soyuma bir hayir gelmeyecektir."

Seyh Hasanin yerlestigi isterik yazisinda ekip biçtigi topraklar, bîr süre sonra' civardaki köylüler tarafindan birer birer satin alinmis ve dedikleri aynen çikmistir. Günümüzde, Kuru degnegin yeserdigi yerde seyh Hasan'in türbesi vardir ve burayi bir kadin beklemektedir.


Arapkir Yöresi ONAR Efsanesi

Osmanli Padisahlarindan 4. Murat Bagdat Seferine giderken Arapgir civarindaki Disderik yazisinda konaklar. Burasi Malatya yolu üzerinde bugünkü Onar - Akdas Köyleri arasindadir. Askerin yiyecegi, hayvanlarin da yemi tükenmis oldugundan padisah, birkaç askeri yiyecek ve yem bulmalari için gönderir. Bulunduklari yerden birkaç yüz metre ilerleyen askerler bir magara ile karsilasirlar. Magaranin içerisine bakinca, yasli, beyaz sakalli bir ih-tiyarin ibadet etmekte oldugunu görürler. Birkaç dakika orada beklerler. Ihtiyarin ibadete devam ettigini görünce geriye dönüp durumu padisaha anlatirlar. Padisah, "Onu buraya getirin" diye emir verir.

Askerler bir solukta ihtiyarin bulundugu magaraya giderek Osmanli Sultani'nin kendisini istedigini söylerler, ihtiyar;

 "Beni görmek isteyen padisah buraya gelsin."

Karsiligini verir. Daha sonra aralarinda su konusma geçer :

- Bir padisah nasil olur da senin ayagina gelir?
- Gelir... Gelir... Hele siz söyleyin bakalim.
- Bize zorluk çikarma ihtiyar. Simdi gidip her seyi oldugu gibi kendisine anlatiriz.
- Siz anlatin, beni de yalniz birakin!...

Ihtiyar ibadete devam ederken askerler padisahin huzuruna gidip olani, biteni anlatirlar. Padisah, "Bunda bir is var. O halde gidip görelim sunu "der.

Adamlari ile ihtiyarin yanma ulasan padisah, ihtiyarin hal ehli bir pir oldugunu anlar. Ona hem askerin, hem de hayvanlarin aç oldugunu bildirir. Ihtiyar, "O kolay" karsiligini verir. Ihtiyarin yanindaki ocakta bir güveç kaynamakta, magaranin bir kösesinde ise bir torba dolusu arpa bulunmaktadir. Padisaha onlari gösterir. Padisah ve adamlari birbirlerinin yüzlerine bakisirlarken ihtiyar:

"Yalniz, askerinize bildirin, hiçbirisi atina çift yeme vermesin" diye tembih eder.

Bir güveç dolusu yemek askerin hepsine yeterli olur. Sira hayvanlara gelir. Torbadaki yem atlara dagitilir. Bir at açikta kalir. Bunun üzerine ihtiyar : "Sorusturun, askerden birisi atina çift yem vermistir" der.

Arastirilir, gerçekten çift yem veren asker bulunur ve cezalirilir. Padisah durumdan çok memnun kalir, ihtiyara:

"Baba, sen bir er degil, on ermissin" diye iltifatta bulunur.

 Saygi duydugu ihtiyarin elini, öper, duasini alarak oradan ayrilir. Ondan sonra köyün adi "On - Er" olarak kalir. Bu isim zamanla, günümüzde söylendigi gibi "ONAR" sekline dönüsür.


Arapkir Ismine Dair bir Söylence

Bu cümle hakkinda esasli bir kayit bulunmadigi gibi, birçok rivayetler vardir. Arapgir, (ARAP ve GIR ) gibi iki kelimeden ibarettir. Kelimenin yapilisina, bakilirsa orta zamanlara ait bir isim oldugu, ilk görüste göze çarpar. Fakat sehir ve civarindaki kaleler, magaralar, harabeler Arapgir'in eskiden beri mevcudiyetine yardim etmektedir.

Arapgirli'lerin anlattiklarina göre; Cihan Sah ve Arapsah adinda iki kuman yeni sehir ile Eskisehir arasindaki (hâlâ bu kumanlarin adini tasimakta) tepelerde, günlerce ordugâh kurarak sehri muhasara etmisler. Nihayet Arapsah ordusu müdafilerin kuvvetlerini kirarak ilk defa sehre girmege basladigi esnada (ARAPSAH GIR, ARAPSAH GIR, ARAPGIR) bagirdiklarindan o tarihten bu yana sehrin fatihi Arapsahin adina izafeten isme Arapgir kalmistir. Bu anlatis tarihi vakalara uygun görülmektedir.

15'inci asrin ilk yarisinda Iran, Azerbaycan ve Dogu Anadolu, Kizilirmak ve Antitoroslara kadar olan genis sahayi idaresi altina almaya muvaffak olan Karakoyunlu hükümdarlarindan Çihansah ve kumani Arapsah'in adina uymaktadir. Timurlar elinde bulunan Arapgir'in, kuman Arapsah tarafindan zapt edildigi ihtimal dâhilindedir.

Bu siralarda Arapsah Karakoyunlu devletinin Erzincan valisi idi. Uzun Hasan 10.000 atli ile 15'inci asrin yarisinda Arapsah'i maglup ederek Erzincan'i zaptetmistir. 1385 ve 1409 tarihli vakfiyelerde (Bi Kazay i-Arapgir) denmektedir. Arapgir adi, bu vaziyet karsisinda daha eski oldugu anlasilmaktadir.


Darende Yöresi Fatmacik Kayasi Efsanesi

Efsanemiz adini bundan üç asir önce yani XVII. yüzyilda yasamis olan "Sadrazam Mehmet
Pasa'dan almis bulunan, Darende'nin sirin bir kösesi olan Mehmet Pasa Mahallesi'nde
geçer.Bu efsanede adi geçen Fatmacik Kayisi Darende ilçesinin, Mehmet Pasa Mahallesi'nin karsisinda yer alan Suvacik Tepesi'nin biraz asagisindadir.

Efsaneye göre Mehmet Pasa Mahallesi'nde orta halli bir aile yasarmis. Ancak evin adami öldügü için evin geçimini koyunlari bazen evin ihtiyar kadini bazen de gelini mahallenin hemen karsi tarafinda bulunan ve etekleri mahallenin bahçelerine kadar uzanan Suvacik Tepesi diye anilan daga yaymaya götürürlermis.

Bir gün evin ihtiyar kadini hasta oldugu için gelinine koyunlari bu gün sen götür yay ben hastayim demis. Adi Fatma olan geline mahallede dili tatli, yüzü güleç oldugu için "FATMACIK" derlermis. Iste Fatmacik gelin, küçük çocugunu da besigiyle birlikte alarak Suvacik tepesine koyunlari yaymaya gitmis. Kendisi çocugu uyutmak için besigi ninni çagira, çagira sallarken aç olan koyunlar Fatmacigin yanindan yayila, yayila uzaklasip gitmisler.

Fatmacik biraz sonra etrafina bakinca koyunlari görememis ve saga, sola bakarak aramis, taramis; koyunlari bulamayinca acaba geri eve mi kaçip gittiler diye düsünmüs ve çocugu da besikte uyudugu için eve götürmeye kiyamamis, orada birakarak hemen eve gidip bakayim koyunlar gitmisler mi? diye söylenerek Suvacik Tepesi'nden hizli, hizli inmeye baslamis. Kosa, kosa eve varmis hasta yataginda yatan kaynanasina ben tepede koyunlari yitirdim acaba eve mi geldiler diye bakmaya geldim demis.

Aslinda titiz mi titiz, cimri mi cimri olan kaynanasi "Gelin koyunlari ister evde
ister dagda bul ama bulmadan gelme yoksa seni aksama oglana der biri iyice kötek
attiririm." demis." Fatmacik koyunlari evde bulamayinca acele, acele Suvacik Tepesi'ne gitmis bakmis ki çocuk halen misil, misil uyuyor baslamis koyunlari aramaya ve aramis aramis bulamayinca naçar kalip besigi de iki eliyle kucaklayip aglaya, aglaya Suvacik Tepesi'nden inmeye baslamis.Tepeden inerken uzaktan evleri ile karsi, karsiya gelmis ve o a kaynanasinin sözlerini hatirlamis ve ben simdi eve nasil gideyim diye korkmus, besigi kucagindan indirip yere koymus. Bu arada çocukta uyanmis aglar dururmus, çocugun aglamasi ve kendisinin korkudan aglamasi ile kaynanasinin sözleri birbirine karisinca Fatmacik iyice yüreklenmis ve efsaneye göre Allah'im koyunlari bulamadim, kaynanam bana aksama kötek attirir konu komsuya rezil eder, dayak yiyip ve konu, komsuya rezil olmaktansa "YA BENI TAS ET YA DA KUS ET" diye yalvarmis.

Iste o a hava birden kararmis bir ugultu gelmis ve Fatmacik gelin çocugu içinde besigi ile birlikte tas olmus. O gündür, bu gündür bu tas Mehmet Pasa Mahallesi'nin karsi yamacinda Suvacik Tepesi'nin biraz asagi kisminda yüksekligi yaklasik üç, dört metre çevresi bir buçuk iki metre olarak ayakta durmaktadir.

Fatmacik kayasinin bas kismi yuvarlakça olup, boyun kismina dogru hafif incelir vaziyettedir. Ayrica yaninda koca bir siga benzer bir de tas bulunmaktadir ki iste bu da Fatmacik gelininin besigi ile birlikte çocugu denilmektedir. Simdiye kadar dimdik ayakta duran bu Fatmacik kayasi diye anilan tas daha nice yillar bu efsanenin cansiz bir abidesi olarak karsimizda duracaktir.


Darende Yöresi Gidi Kusu Efsanesi

Efsaneye göre o zaman ki adi Derindere olan Darende ilçesinin Kiliçbagi Mahallesi'nde öz analari ölmüs, babalari da bir baska kadinla evlenmis. Biri sekiz yasinda biri de on yasinda, küçügü kiz, büyügü oglan iki çocuk varmis. Üvey analari bu çocuklari çok mu çok döver hiç bakmazmis. Üstelik babalari da üvey analarinin sözüne kanar çocuklari bir de kendisi dövermis.

Efsaneye göre babalari evlerine bir keçi almis. Bu keçinin de iki tane gidigi (yavrusu) olmus. Bir gün üvey analari bu gidikleri (Keçileri) yaymak için çocuklarin önüne katar. Çocuklar da kendi bahçelerinde gidikleri yayarlarken aralarinda oyuna dalarlar. Çocuklar oynarken gidiklar da birbirlerini toslayarak bahçeden çikip gitmisler. Çocuklar da aradan epey zaman geçtikten sonra bir bakmislar ki gidiklar bahçede yoktur. Aramislar, aramislar bulamamislar ve gelip üvey analarina söylemisler. Üvey analari da çocuklari iyice dövmüs ve gidin gidiklari bulup getirin demis. Çocuklar da tekrar gidiklari aramaya baslayinca zaman geçer aksam olur. Hava kararir. Bu defa çocuklar büsbütün korkarlar. Bu arada da evin yolunu sasirirlar. Ikisi de korkudan titreyip dururlarken çocuklarin büyügü olan oglan, bacisina der ki gidikleri bulamadik yolumuzu da yitirdik eve gidemiyoruz. O zaman biz de Allah'a yalvaralim da bizi burada bir kus etsin de üvey anamizin ve öz babamizin dayagindan kurtulalim demis. Hemen ikisi birden ellerini kaldirip Allah'a yalvarmislar "Allah'im nolursun bizim ikimizi de kus et" demisler ve orada kus olmuslar, uçup gitmisler.Aradan günler geçmis. Bir gün kendi evlerinin damina gelip konmuslar ve söyle ötmüsler "Gidi - Gidi buldun mu, Gida - Gida buldun mu diye bir hayli ötüsmüsler.

O günden sonra da bilhassa aksam karanliginda uçar ve geceleri de Gidi Gidi buldun mu? diye öter dururlarmis. Bir gün bir avci hava kararmak üzereyken avdan dönüyormus bahçeler arasinda agaçta garip bir sekilde öten bu kuslardan birini görmüs. Kusun uçmasina firsat vermeden avci silahiyla kusu vurmus, öldürmüs.Günümüzde de bu kusun yasadigi saniliyor. Bu yörede bilhassa günes batip da hava kararmaya baslayinca, gecenin ilerleyen saatlerinde bu efsaneye konu kusun sesinin geldigi söylenir. Bu nedenle kusun adi" GIDI GIDI Kusu”dur.


Yesilyurt Yöresi Atmali Kalesi ve Altin Besik Efsanesi

Atmali Çayi (Inekçayi) Yesilyurt Ilçesinden bes kilometre uzaktadir. Bu çay güneyden kuzeye dogru akar. Kaynaktan, yani Inek Çayi'nin çiktigi yerden üç kilometre kadar asagilarda vadi oldukça genisler, yer yer düzlükler halini alir. Buralarda, Yesilyurt yönüne düsen küçük derenin içerisinde "Saban Dede" denilen bir ziyaret, gezinti yeri bulunur. Buranin üç yüz metre ilerisinde, yigma bir tepe vardir. Tepenin üzeri düzlüktür. Bati yönü çok diktir. Etrafta küp ve çömlek kiriklari göze çarpar. Ayrica büyük taslarla örülmüs duvar kalintilarina rastlanir. Iste bu toprak (yigma) tepenin adi "Atmali Kalesi"dir. 1930 lu yillarda yabanci bir heyet burada kazilar yapmistir.

Define arayicilari zaman zaman, topragi kazmislar, bir firin ile havuzu meydana çikarmislardir. Sabede mevkiinde bulunan Yigma Tepe de vaktiyle küçük bir devlet mevcutmus. Kralin karisi, krala Ihanetten dolayi besikteki erkek çocuguyla sarayin zeminindeki zindana hapis edilmis. Kral, kadini daha da cezalirmak amaciyla çocugunu emzirmesine engel olmak için besigin bulundugu yere elinde kilici olan zebani seklinde bir bekçi tayin etmis. Altin besikle yatan çocuk aglayinca annesi süt vermek için çocuga yaklasir, ancak bekçi buna engel olur. Çocugun aglayislari, annenin feryadi, günlerce, aylarca devam etmis.

Davariyla Asi Pinar'i yaylasindan dönen Kiliflerin Ibrahim'in dedesi, geceyi Yesilyurt yöresindeki Atmali Kalesi'nin yaninda geçirir. Karanlik bastirinca sürünün çobani ile davar sahibi bir tarafa uzanir, uyumaya çalisirlar. Vakit hayli ilerleyince, derinden gelen bir gürültü ile uykularindan uyanirlar. Etrafi dinleyince gürültünün kaleden geldigini anlarlar. Yattiklari yerden kalkarlar, kalenin güneybati yönündeki kapidan içeriye girerler. El yordamiyla, agir agir yürürler. Az sonra yüzlerine bir isik vurur. Bu parlak isigin yardimiyla biraz daha giderler. Az sonra önlerine bir oda gelince dururlar. Parlak isigin bu odadan geldigini görünce olduklari yerde kalirlar. Odanin ortasinda bulunan besikte nur topu gibi bir çocugun yattigini, onun yaninda bir kadin ile kapkara bir adamin, elde kiliç durdugunu fark edince neye ugradiklarini anlayamazlar. Çekilmek isterler, bir adim geri gidemezler. Âdeta kanlari kurur. Istemeyerek isik saçan besik etrafinda olup bitenleri seyrederler.Genç kadin besikteki bebegin yanina yaklasinca isik kaybolur, elini besige degdirince de elinde kiliç bulunan adam kadina saldirir. O zaman kadin geri çekilir. Besikten tekrar isik saçilmaya baslar. Sürekli devam eden bu görünüm karsisinda korkan iki arkadas kendilerini disariya atarlar. Bu arada, orada gördükleri iki kulplu tavayi da, korktuklari için, alamazlar.Yatmakta olan davari toplayip derhal yola koyulurlar.


Horata Yöresi Baba-Çoban Dede Efsanesi

Horasan Pasa çok eskiden Horasan valisiymis. Halka çok eziyet edip, vergileri zorla  topladigi için halkin düsmanligini kazanmis, çoklarinin yuvasini dagitmis, ocagini söndürmüs.Horasan Pasa, bir gece düsünde, halkin kendisini astigini, cehennemde cayir cayir yigini görmüs. Çok korkmus. Tövbeler etmis Allah' a yalvarmis. O gecenin sabahinda valiligini ve bütün zenginligini birakip kaçmis. Ora senin, bura benim kaçarken
Beydagi'na gelmis. Bir zaman Beydagi'nda eglesmis. Beydagi'ndan Banazi'ya geçmis. Mal
mülk edinmis, tevekler yapmis, simdiki Horata suyunun dolayina yerlesmis.Halk Horasan Pasa'nin nerden, niye geldigini bilmediginden, o'nu ululardan, iyilerden saymis, sevmis, saygi göstermis. O'na "Horasan Pasa" yerine "Horasan Baba" demeye baslamis. Simdiki Ho¬rata dolayi ve ordaki teyeklere "Horasan" adim takmis. Ordaki suya da "Horata suyu" demis. O buz gibi sudan içenin, dileklerinin olacagina inanmis. Daha sonra, oralarin adi Horata olmus çikmis.

Horasan Baba, uzun yillar Horata'da yasamis. Iyilerden, ululardan olmus. Herkese iyilik etmis, yardim elini uzatmis. Horata'da hocalik, doktorluk yapmis. Yil gelmis, Horasan Baba bu dünyayi koyup gitmis. Halk O'nu Horata Suyu'nun kiyisina gömmüs, birde türbe yapmis ki kubbesi topraktan. Yil gelmis, Yüzbasi Mümtaz, Horasan Baha'nin topraktan türbesini yiktirmis. Çarpilmis, kirk gün içinde ölmüs. Bu olayi Seydahmet adinda bir delikanlinin düsüne düsmüs. Askere gidip geldikten sonra, o türbeyi yaptirmaya söz vermis. Askere gidip gelmis ama, türbeyi yaptirmayi unutmus. Horasan Baba düsüne girmis, demis ki:

- Çagam, söz tutmamak erkeklige sigmaz. Sözünü tutasin ha .

Bunun üzerine, Seydahmet türbeyi daha genis, daha güzel bir sekilde yaptirmis.


Yesilyurt Yöresi Malkuyu Efsanesi

Günümüzden yaklasik alti yüzyil önce, Yesilyurt Ilçesine gelen bir Oguz boyu asireti, kendilerinden daha sonra aynî yere gelenler tarafindan, sürekli, taciz edilirler. Asiret, sonradan gelenlerin serrinden kurtulmak için bulunduklari yerden bir kez daha göç etmeye karar verirler. Bir süre sonra geri dönülür ümidiyle, kiymetli esyalarini, halta agir süs esyalarini, simdiki Derme Ana Kanalinin üzerindeki, "Malkuyu" denilen yerde kuyular kazarak, topraga gömerler. Gömülerin üzerine de kum tasindan yapilmis agir kayalar birakirlar.

Yesilyurt'tan ayrilirlar ama aynî yere bir daha dönemezler. Gömülen degerli esya olduklari yerde kalir. Yüzyillar sonra, orada dolasanlar topragin zamanla çöken ve çatlayan yariklarinda bazi madeni esya bulundugunu görürler. Önceleri gizli, daha sonra açiktan yapilan çalismalarla gömülen esyanin büyük bir kismi ele geçirilir.

Agizdan agza yayilan haber üzerine halk bu yere "Malkuyu" adini verir.Ayni yere gömüldügü söylenilen altin, gümüs, inci, mercan gibi ziynet esyasina rastlanmaz. Bazilari, Yesilyurt'a dönemeyeceklerini anlayan asiret yetkililerinin, bu tür degerli esyayi düsmanlarinin ele geçirememesi için, onlarin cinler araciligiyla madensel özelliklerinin bozularak toprak haline dönüstürüldügünü söylerler.


Arguvan Yöresi Gülhanim Efsanesi

Arguvan'in köylerinden biri olan Morhamam köyünün ilk adinin Gülhamam olduguna dair
bir efsane vardir. Morhamamli yaslilar bu efsaneyi devamli anlatirlar. Efsane söyledir :

Gülhamam o zamanlar yedi büyük mahalleden meydana gelen bir yerlesim yeriymis. Mahalleler Uzunoglan, Ören, Karaagil, Pörsüklük, Yoncalik, Lolik ve Köybas'nda yer alirmis. (Bu bahsedilen yerler simdi tarla halinde olup, küp kiriklari, ev temelleri, kül kalintilari çikmaktadir. Hatta simdi Uzunoglan Degirmenbasi tepesi bir yigma tepe özelligini korumaktadir.)

Bir gün Gülhamam'a at sirtinda bir ermis zat gelmis. Ismi Dervis Ali imis. Bütün mahalleleri ev ev, kapi kapi dolasmis, kimse tanri misafiri olarak kabul edip evine konuk etmeye yanasmamis. Çok yorgun ve aç olan Dervis Ali, bugün orta mahalle denen yerde geceyi geçirmis. Sabahleyin kalktiginda köylülere o kadar çok darilmis ve kizmis ki, "Burasi nasil Gülhamam olur, olsa olsa Morhamam olur" demis. Atina binip birden kayiplara karismis.

Simdi köyün orta mahalle denilen yerinde, bir Devris Ali Düsegi vardir. Düsek; konaklanilan yer anlamina gelmektedir. Dervis Ali Düsegi, tek gözlü, düz damli tastan bir yapidir ve köylüler bugün bir rüya görüp, onun hayra çikmasini dilediklerinde, ölüleri için lokma çikarttiklarinda ve "Abdul Musa Asi Törenlerinde" kurban kesip köylüye dagitmaktadirlar.


Yesilyurt Yöresi Abdülharap Gölü Efsanesi

Yesilyurt Ilçesinin güneyinde bulunan ve Çelikhan ilçesi sinirlari içerisindeki Abdulharap (Altiharap) Çayi üzerinde yapilan ve ÇAT Tüneli araciligiyla sulari Derme Ana Kanalina ve öteki kanallara akitilacak olan barajin bulundugu yer Abdulharap Gölü (Altiharap) olarak bilinir ve söylenir.Iki dagin arasinda kalan sazlik ve bataklik, yer yer gölcüklerin bulundugu bu yerin vaktiyle büyük bir köy oldugu söylenmektedir. Yaygin olan söylence sudur:

Bir bahar günü, ihtiyar bir yolcu omzunda erzak torbasi, elinde igde dalindan yapilmis, uzunca, degnegi bulundugu halde, aksam saatlerinde, yorgun argin, simdi adi bilinmeyen bu köye ulasir. Ihtiyar yolcu, geceyi köyde geçirip ertesi sabah yola devam etmek ister. Üstelik acikmistir. Son kuru ekmegini bir önceki durakta suya birip bitirmistir. Uzun sakalini eliyle sivazlar, önüne çikan ilk kapiyi vurur. "Tanri misafiri" derse de kapi yüzüne kapatilir. Ihtiyar saskindir. Ikinci kapiya ulasir. Içeridekiler yerimiz yok derler. Üçüncü kapiyi açmazlar, ihtiyar böylece köyü bir bastan bir basa dolasir.

Üzgün ve de yorgun köyü terk edecegi zaman, az ötede, bir tepecigin üzerinde bulunan evi fark eder. Köyün çobanina ait olan evin kapisina dogru ürkek sekilde ilerlerken kendisini uzaktan gören çoban kosarak yanma gelir. Nereye gidecegini sorar. Yatacak
yer aradigimi bildirince çoban, yorgun ihtiyarin koluna girer, evine götürür. Çoban misafirini agirlamak için elinden geleni esirgemez. Dogrusu ihtiyar da bundan çok hosnut olur. Yemekten sonra bir hayli sohbet ederler. Daha sonra avluya serilen yataga uzanan ihtiyar rahat bir uykuya dalar. Gece kaybolup safak sökünce yatagindan kalkarak yola koyulur. Kendisini misafir eden çobani korumasi için Allah'a yalvarir. Ortalik aydinlaninca tepenin üzerinden bakanlar ve o civardan gelip geçen yolcular, çobanin evinden gayri, tüm köyün sular altinda kaldigini görerek sasirirlar.


Battalgazi Yöresi Toptas Gölü Efsanesi

Toptas Cami yaninda bir meydan vardir. Bu meydanin dört tarafinda sirayla dizili taslar vardir. O taslarin her biri o yöredeki zenginleri temsil edermis ve kendisine misafir olmak isteyen fakir kisiler meydana gelerek hangi tas üzerine oturursa, o tasin sahibi o kisiyi evine misafir eder ve ziyafet verirmis.

Aralarinda misafiri sevmeyen varlikli bir kisi, adet yerini bulsun fakat kimse oturmasin diye meydana top tas yerine sivri bir tas koymus. Günün birinde bir fakir taslardan birine oturmak isterken gözleri sivri tasa ilismis ve duraksamis. Adami gören sivri tasin sahibi, fakir adam tasa oturmasin diye o sivri tas, o sivri tas diye seslenmis. Fakir Adam’da o tasa oturmasini istedigini sanarak ve Zengin adam mahcup olmasin diye gidip sivri tasa yaslanmis.Tasin sahibi adami mecburiyetten dolayi evine götürmüs. Misafire yemekler pisirmek, ikramlarda bulunmak için hazirliklara baslamis. Ilk defa bir Fakir agirlayan ev ahali
telaslanmis. Ancak fakir adam çaba gösteren ev halkinin bu çabasini engellemeye çalisarak; “benim yiyecegim en fazla bir tabak yemek, bu kadar israfa, zahmete gerek yok” demis.Bunu duyan ev sahibi yaptigi hatanin farkina varmis.Fakirin ne kadar tok gözlü oldugunun farkina varmis ve Ertesi gün meydana koydugu sivri tasi kaldirarak yerine toptas koymus.

Diger bir söylenceye göre;

Burada yasayan on iki kardes varmis. Her biri kendi adina meydana toptas dikmis. Gelen misafir hangi tasa oturursa, o tasin sahibine misafir olurmus. Bundan dolayi buraya toptas mahallesi dendigi rivayet edilir. Halen on adet toptas burada bulunmaktadir.


Battalgazi Yöresi Mercimek Hatun Efsanesi

Bir zamanlar, Eski Malatya'da (Battalgazi) çok varlikli, genç ve dul bir kadin yasamaktadir. Parasi, mali mülkü sayisizdir. Bunun için de evlenmeyi aklindan geçirmez. Zamanini isine, gücüne ayirir, yoksullara, yolda kalanlara, yetimlere, öksüzlere yardimci olur, çesmeler ve yollar yaptirir. Baginda, bahçesinde çalisan ve öteki islerini görenlerle misafirleri için pisirilen yemeklere konulan tuz yarim kirattir. (Kirat, 15 kg bugday alan tahtadan yapilmis tahil ölçegidir.) Darliga düsenler, yolda kalanlar, islerini kaybedenler dogru ona kosarlar.

Mercimek Hatun da gelenin hiçbirini geri çevirmez, eli bos göndermez. Mercimek Hatun, bir gün hamama gitmek ister. O günlerde sehirdeki 18 hamami tek tek dolasir. Gerek temiz olmayislari, gerekse yapilari itibarîyle bunlardan hiçbirini begenmez. Bunun üzerine, Meydan basi Mahallesi'nde, çok güzel bir hamam yaptirir.

Gün gelir etrafindakiler, çalisanlar, kadincagizi zor durumda birakarak hizmetinden uzaklasirlar. Mal-mülk ortada kalir. Tarlalar sürülmez, ekin ekilmez, bakimsizliktan bahçeler mera haline dönüsür. Mercimek Hatun elinde kalan son parasini da harcayip bitirince görülmedik bir yoksulluga düser. O kadar ki, yikanmak için tas yerine karpuz kabugu kullanmak zorunda kalir. Bu durum dürüst halki da çok üzer. Artik yolun sonuna gelinmistir. Yapilacak bir sey de yoktur. Yalniz, Mercimek Hatun kendisini seven ve haline aciyanlara son bir vasiyette bulunur.

Öldügünde mezar tasina asagidaki sözlerin yazilmasini rica eder. Günü gelince Mercimek Hatun da her canli gibi bu dünyadan göçünü yükler. Kendisini Kirklar Mezarligi'na gömerler. Sevenleri, mezar tasina istedigi su sözleri yazdirirlar...

"Ben bir Mercimek Hatun idim, kendi basima, Günde yarim kirat tuz giderdi asima Onsekiz hamamdan bohçami getirttim Bir hamam yaptirdim Meydan basina Öyle bir zaman geldiki!... Aman Allahim!... Karpuz kabuguyla su döktüm basima..."

Ölümünden sonra mezarliga ugrayanlar, koca bir varliktan müthis bir darliga düsen bu kadin için gözyasi dökerler. Daha sonraki yillarda mezarlik bakimsiz kalir. Mezar taslarinin bazilari dis ülkelere götürülür. Bazi taslar ise bina yapiminda kullanilir. Bu arada Mercimek Hatunun yazili mezar tasi da ortadan kaybolur.


Derleyen: Hakan TOPALOGLU
 

Malatya'mız

Son Kültürel Yazılar

Reklam

 
 
Künye | Yazar Girişi | Yönetici Girişi
© Copyright 2005 - 2011 MalatyaTecde.Net All Rights Reserved
Web Tasarım : Korhan ÖZBEK