Suat GÜLŞEN - UN HELVASI


gulsen.suat@gmail.com



UN HELVASI

            Hiç un helvası yediniz mi? Tabi ki yemişsinizdir.

Peki ama tadı damağınızdan 60 yıldır hiç gitmeyen bir un helvası yediniz mi?

Tabi ki yememişsinizdir.

Ama ben yedim. Nasıl mı?

Anlatayım.

 

Rahmetli babam Nusret Gülşen Malatya da bir zamanlar bacası tüten 3 fabrikadan biri olan Sümerbank fabrikasında çalışıyordu. Beş kardeştik. Annem öldüğünde en büyüğümüz olan Nihat abim 8 yaşında, en küçüğümüz Murat, henüz kundakta bir bebekti.

Acıların en dayanılmazını eşinin vakitsiz ölümüyle yaşamıştı babam. Öksüz kalmıştık beş kardeş! Sevgiden,  anne şefkatinden, bakımdan yoksun nasıl büyüyecekti bunca çocuk? Dayanılması zor bir durumdu. Babamın, gençliğinde güreş yapması, Tecde güreş takımının yenilmez bir pehlivanı olması, cüssesi gibi sağlam bir direnme gücünün, azminin olması, onun yaşam mücadelesindeki direncini de artırıyordu ama geçen her çaresiz gün, için için bir kurt gibi kemiriyordu koca pehlivanı.

Tecde’ den şehirdeki Sümerbank Fabrikasına yürüyerek gidip gelmesi onu yormuyordu ama bu vakitsiz ölüm yaşamını alt üst etmiş, dizlerinin bağı çözülmüştü.

Beş çocukla kalmıştı yapayalnız. Bu çocuklara nasıl bakacaktı, kim bir kap yemek hazırlayacak, bakıp büyütecekti? “En iyisi tekrar evlen” dedi eş dost, hısım akraba.

Çok geçmeden şehre taşıdı evini Nusret Usta. Telli duvaklı bir gelin geldi 5 çocuklu eve. Çocukları sıraya dizdiler, “Haydi öpün bakalım ablanızın elini.” diyerek. Uzatılan kınalı eli öptüler minicik elleriyle tutarak…

Eve “abla” geldi. Çocukların karınları doyuyordu ama sevgiye, şefkate aç günler gelip geçiyor, geçen günlerle birlikte sorunlar da büyüyordu.

Yıllar geçtikçe kardeş sayıları da artmaya başladı. Bir, iki, üç, dört derken beş çocuk daha!

Tek işçi maaşıyla on çocuklu evi geçindirmek elbette zordu. Bu kadar boğaz aş ister, üst baş isterdi. Okul masrafları da cabası.  Antepli sokağında oturduğu iki katlı kerpiç evin bahçesine ilave kerpiç odalar yaparak kiraya vermek biraz olsun bütçeye katkı sağlıyordu. Her yıl artan çocuk sayısı gibi oda sayısı ve kiracı sayısı da artıyordu. Kapıları bir avluya bakan beş kiracı! Ev değil sanki çıkmaz bir sokak!..

Fabrika, üç vardiya olarak çalışan işçilerine bir öğün yemek verirdi. Un helvası çıktığı zaman Nusret Ustanın boğazından geçmez, yarım somunun içini boşaltıp helvasını doldurduğu gibi masadaki arkadaşlarının yemedikleri helvaları da alarak tıka basa doldurup eve getirirdi. Azar azar pay eder, çocukların ağzı tatlanırdı.

Helva tatlısını ilk kez fabrikanın verdiğiyle tatmıştım. Ne kadarda severdik. Yediğimiz gün bayram ederdik. Tadına doyum olmazdı.

Şimdi söyleyin bana; bu anı, bu tat, aradan 60 yıl geçse de unutulur mu?

Tadı damağınızda kalmaz mı?..

 

Not: Bu yazıda, yarışmada dereceye girerek “Mutluluk Öyküleri” kitabında yayınlanan “Talih Kuşu” isimli öykümden alıntı vardır.

Bu Yazı Şimdiye Kadar 111 Kez Okundu.

Yazarlar

Mustafa TERCAN

CAMİLERİN DEĞİŞMEYEN MÜDAVİMLERİ

Yazıyı Oku...

Ali YİĞİT

KAYBETTİK DEĞERLERİMİZİ

Yazıyı Oku...

Haydar ŞAHİN

DARBE

Yazıyı Oku...

Suat GÜLŞEN

UN HELVASI

Yazıyı Oku...

Metin CAN

BİREYSEL KURTULUŞUN ŞİFRELERİ

Yazıyı Oku...

Ramazan ASLAN

UYANIŞ

Yazıyı Oku...

Muhammet KARACAN

ZAMANE HANIMLARI

Yazıyı Oku...

Son Kültürel Yazılar

Reklam

 
 
 
Künye | Yazar Girişi | Yönetici Girişi
© Copyright 2005 - 2011 MalatyaTecde.Net All Rights Reserved
Web Tasarım : Korhan ÖZBEK